NATO, İkinci Paylaşım Savaşı’nın hemen ardından Doğu Avrupa’da kurulan halk demokrasilerini boğmak ve dünya ölçeğinde sosyalizmin yükselen etkisini kırmak amacıyla bir karşı saldırı örgütü olarak kuruldu. Emperyalist kampta liderliği ele geçiren ABD’nin öncülüğünde kurulan NATO, kurulduğu günden itibaren dünyanın en büyük anti-komünist savaş örgütüdür. İlk işçi devleti olan Sovyetler Birliği’nin yayılmasını önlemek amacıyla kurulduğu iddia edilen NATO, kuruluş senedinde ve tüzüğünde yazdığı gibi bir savunma örgütü değildir. NATO; üye ülkelerin topraklarında kurduğu yasal kara, deniz ve hava üsleri ile komutanlıklarının yanı sıra, dünyanın değişik noktalarında provokasyon, tedhiş, terör, insan kaçırma ve cinayet gibi her türlü insanlık suçunu işlemeye yönelik örgütlenmiş, bunun yerel ayağı olan paramiliter güçleri de yapısı içinde barındıran illegal bir aygıttır.
Ana karargâhı Brüksel’de bulunan NATO’nun, dünyanın değişik yerlerinde yasal ve yasa dışı karargâhları bulunmaktadır. Ülkemizde de İzmir’deki NATO Müttefik Kara Komutanlığı, Adana’daki İncirlik Hava Üssü ve Malatya’daki Kürecik Dinleme ve Gözetleme Tesisleri’nin yanında, değişik adlar altında onlarca dinleme ve radar üssü bulunduğunu bilmekteyiz.
NATO sadece bunlardan ibaret değildir. İttifaka bağlı her ülkenin jeostratejik noktalarında, “Sovyetler Birliği tehlikesine karşı” şehirlerden başlayarak ilçe ve köylere kadar uzanan silahlandırılmış paramiliter örgütlenmeleri mevcuttur. Batı Avrupa’da “Gladio” diye bilinen bu illegal NATO örgütlenmesini 90’lı yıllarda İtalya hükümeti tasfiye etmek istemiş, ancak ABD’nin baskısıyla bu girişim kadük kalmıştır. Ülkemizin Sovyetler Birliği ve sosyalist sistem ülkelerine sınır olmasından dolayı, NATO’ya bağlı paramiliter örgütlenmenin Türkiye’de çok yaygın olduğu, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in Özel Harp Dairesi tarafından tehdit edilmesi sonrası kamuoyunun malumu olmuştur. Buna rağmen, ülkemizdeki gizli NATO yapılanması hakkında bugün dahi tam bir bilgiye sahip değiliz.
NATO, kurulduğu günden bu yana emrindeki gizli örgütlenmeler ve paramiliter güçler aracılığıyla onlarca ülkenin meşru hükümetlerine karşı darbeler düzenledi; aralarında başbakanların da bulunduğu, kamuoyunun yakından tanıdığı aydın, yazar, sendikacı ve kitle örgütü liderlerine yönelik suikastlar gerçekleştirdi. Bu cinayetlerin üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen failleri asla gün yüzüne çıkarılmadı. Ülkemiz tarihinde de 1977 Taksim 1 Mayıs Katliamı; Kahramanmaraş, Çorum, Sivas ve Gazi Mahallesi kitlesel kırımları devletin tozlu raflarında zamanaşımına uğratıldı. Kemal Türkler ve Talip Öztürk gibi sendikacı ve liderlere yönelik profesyonel cinayetlerin arkasında CIA ve NATO organizasyonunun bulunduğu hepimizin bildiği gerçeklerdir.
- NATO Zirvesi’nin ülkemizin başkenti Ankara’da düzenlenmesi bir rastlantı değildir. Bu zirve, geçmiş zirvelerden ayrılan önemli özellikler taşımaktadır. 18 Haziran 2026 tarihinde Brüksel’de yapılan NATO Savunma Bakanları Toplantısı’ndan öğrendiğimiz kadarıyla, Ankara Zirvesi’ne katılan 32 NATO ülkesi, başta Ukrayna-Rusya savaşı olmak üzere dünyanın değişik bölgelerinde süren düşük yoğunluklu çatışmalar ve savaşlar konusunda kritik kararlar alacaktır. İkinci olarak bu zirve, ülkemize getirdiği mali yükün yanı sıra, zirve bahanesiyle gerici-faşist ittifakın devrimcilere, demokratlara, aydınlara, ilericilere ve komünistlere karşı başlattığı baskı, gözaltı ve yıldırma operasyonlarının Ankara başta olmak üzere tüm ülke sathına yayılmasına zemin hazırlamıştır. Üçüncü olarak, ülke içindeki toplumsal meşruiyeti tartışmalı hale gelen işbirlikçi Erdoğan yönetimi, zirveyi bir pazarlık unsuru olarak kullanarak başta Trump olmak üzere emperyalist liderlerden meşruiyet dilenmektedir.
ABD, NATO ve Ankara Zirvesi
ABD Başkanı Trump, iktidara geldiği ilk günden itibaren emperyalist ABD haydutluğunu ve saldırganlığını daha da artırdı. Venezuela devlet başkanına uygulanan baskılar, Siyonist İsrail ile birlikte İran’a karşı başlatılan savaş rüzgârları, NATO üyesi Danimarka’nın Grönland Adası’nı ilhak etme girişimi ve sosyalist Küba’ya uygulanan ambargo ile işgal tehditleri kesintisiz devam etmektedir. Tüm bunların yanı sıra Trump yönetimi, ilk günden başlayarak başta Avrupa Birliği olmak üzere NATO üyesi ülkelerin askeri harcamalarını artırması için baskı ve şantaj yöntemlerine başvurmaktadır. Bugüne kadar NATO ülkelerinin gayri safi yurt içi hasılaları (GSYİH) içinde %2 olan askeri harcama kotasını %5’e çıkarmaları dayatılmaktadır. Bir diğer dayatma ise NATO cephesinin sadece Avrupa ile sınırlı kalmayıp; bundan sonra Asya, Afrika ve Orta Doğu’yu da içine alan devasa bir alanı kapsayacağı ve NATO’nun bu yeni genişleme stratejisine uygun olarak yeniden yapılandırılacağı gerçeğidir.
NATO 3.0
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 18 Haziran 2026 tarihinde Brüksel’deki NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada bu yeni yapılanmayı “NATO 3.0” olarak tanımladı. Bakan konuşmasında; NATO 1.0’ın, örgütün Sovyetler Birliği ve sosyalist sisteme karşı yürüttüğü soğuk savaş dönemini; NATO 2.0’ın ise sosyalist sistemin çözülerek kapitalizme entegre olmasından bugüne kadar geçen süreci ifade ettiğini açıkladı. Aynı konuşmada NATO 3.0’ın yeni cephesinin Asya, Afrika ve Orta Doğu olacağı belirtildi. Bu yeni cepheye uygun olarak; Polonya’nın Baltık Denizi ve Baltık ülkelerini, Romanya’nın Orta Avrupa ve Karadeniz’i, Türkiye’nin ise Asya, Afrika ve Orta Doğu’ya karşı NATO’nun yeni “merkez ülkeleri” olacağı ilan edildi. Bu ülkelerde bulunan NATO kara, deniz ve hava üslerinin aylar öncesinden reorganize edilmeye başlandığını da konuşma aralarındaki ifadelerden öğrenmiş bulunuyoruz. Bunlara ilave olarak, bu üç ülkede yeni kara, hava ve deniz NATO komutanlıklarının kurulacağı da ilan edilmiştir.
NATO 3.0 planlamasına bağlı olarak, Adana’da bir NATO Kolordu Komutanlığı, İstanbul Beykoz Anadolu Kavağı’nda ise Deniz Unsur Komutanlığı kurulacaktır. İran savaşı bahanesiyle Almanya’da bulunan NATO savunma sistemleri geçtiğimiz aylarda Adana İncirlik Üssü’ne taşınmıştır; İtalya’da bulunan bir başka NATO savunma sisteminin de Konya’ya taşınması plan dahilindedir.
Böylece ülkemiz, 1952 yılından bu yana sürdürdüğü NATO’nun “güneydoğu kanat ülkesi” konumundan, NATO’nun “merkez ülkesi” konumuna sürüklenecektir. Bunun anlamı; ülkemizin tüm Asya ve Afrika ülkelerine karşı NATO tarafından düzenlenecek saldırıların açık cephesi haline gelmesidir. Bu durum, topraklarımızın her türlü füze ve nükleer saldırının birincil hedefi olması riskini doğurmaktadır.
“İtibardan Tasarruf Edilmez”
150 yıldır jeostrateji pazarlayan ülke burjuvazisi, NATO 3.0 yapılanmasından da “bir koyup üç alma” hesabı yapmaktadır. Savunma Bakanı, NATO Savunma Bakanları Toplantısı sonrası basına verdiği demeçte “NATO ve Ankara Zamanı” diyerek bu jeostratejik pazarlıktan duyduğu mutluluğu ve beklentiyi açıkça ortaya koymuştur. Ülkemizin olası bir nükleer saldırının birinci dereceden hedefi haline gelmesi umurlarında bile değildir.
Teknofest başkomutanı Erdoğan, “bir koyup üç almanın” heyecanı içinde, zirve için gelecek olan NATO hükümet ve devlet başkanlarını, genelkurmay başkanlarını ve komutanlarını en şatafatlı şekilde ağırlamanın derdine düşmüştür. Emekliye bayram ikramiyesi için bütçe bulamayan iktidar, Trump’ın uçağının inebilmesi amacıyla milyarlarca liralık harcamalar yapmaktadır. Esenboğa Havaalanı’na inecek misafirlerin “göz zevki bozulmasın” diye, havaalanı ile ATO Congresium arasındaki 40 kilometrelik hat boyunca emekçilerin yaşadığı tüm apartmanların caddeye bakan cepheleri devlet imkânlarıyla badana boya yapılmıştır. Boya ve badana ile yoksulluğu gizlenemeyen binalar ise dev reklam panolarının arkasına saklanmıştır. Konukları ağırlamak için hiçbir masraftan kaçınılmamış; 36. NATO Ankara Zirvesi, bugüne kadar yapılan zirveler içinde en çok para harcanan zirve rekorunu kırmıştır. Zirve için ayrıca 70 bin jandarma ve polis güvenlik amacıyla seferber edilmiş, böylece “itibardan tasarruf edilmez” sözü bir kez daha pratikte uygulanmıştır.
İşbirlikçi iktidar, başta Ankara olmak üzere tüm ülkede zirveyi protesto etme ihtimali bulunan ne kadar aydın, devrimci, sosyalist, ilerici ve komünist varsa, sabah baskınlarıyla gözaltına almış ve tutuklamıştır. TEMA Vakfı’nın kuş gözlemcisi 75 yaşındaki gönüllüsü bile bu saldırılardan nasibini alarak tutuklanıp hapishaneye gönderilmiştir. Ankara’da yüzlerce cadde, bulvar ve parkta yürümek, trafiğe çıkmak ya da oturmak halka yasaklanmıştır. İstanbul ve İzmir gibi metropol kentlerden de benzer gözaltı ve tutuklama haberleri basına yansımaktadır.
Sonuç
1950 yılında iktidara gelen hükümet, sadık bir işbirlikçi olduğunu kanıtlamak üzere 1950-1953 Kore Savaşı’nda Amerikan emperyalizminin yanında yer aldı ve bu savaş binlerce Mehmetçiğin canına mal oldu. Partimiz TKP, Mehmetçiğin Kore’ye gönderilmesine de Türkiye’nin emperyalist kampa katılmasına da gücü oranında karşı durdu ve mücadele etti. İşbirlikçi Menderes-Bayar hükümeti, partimizin sürdürdüğü bu mücadeleden rahatsız oldu ve anti-komünistliğini ABD emperyalizmine kanıtlamak adına partimize karşı tarihsel bir saldırı başlattı. Parti tarihine “51 Tevkifatı” diye geçen bu en kitlesel saldırıda 200’e yakın parti üyemiz ve yöneticimiz yakalanarak ağır işkencelerden geçirildi. Partimizin o dönemki Merkez Komite dış büro sekreteri Zeki Baştımar, Şefik Hüsnü ve Reşat Fuat Baraner başta olmak üzere yoldaşlarımız, “tabutluk” denilen hücrelerde işkenceye maruz kaldı; bu süreçte akıl sağlığını yitiren yoldaşlarımız oldu.
Partimiz, tarihi boyunca emperyalizme karşı her alanda tavizsiz bir savaşım yürüttü. Bugün de “NATO 3.0” adı altında Asya ve Afrika ülkelerine yönelik geliştirilen emperyalist kuşatmaya karşı, anti-emperyalist mücadelenin bir gereği olarak, tüm anti-emperyalist güçlerle eylem birliği yapmaya hazır olduğunu ilan eder.
Emperyalizme karşı barış savaşı kazanılmadan, sınıf savaşı kazanılamaz. Ülkemizin tüm anti-emperyalist güçlerine çağrımızdır: Ülkemizin NATO’nun cephe ülkesi haline getirilmesine karşı eylemli birliğe gelin!
TKP Savaş Yolu