Madımak, sadece geçmişte kalmış trajik bir gün değildir; bugünün toplumsal hafızasında kanamaya devam eden açık bir yaradır. Katliamın siyasi sorumluları, o gün devletin gücünü ve korumasını otelde mahsur kalan canlardan esirgeyenler, olayları televizyon ekranlarından “Vatandaşlarımız zarar görmemiştir” diye hafifletmeye çalışan dönemin siyasi aktörleri, bu acının büyümesindeki en büyük ortaklardır.
Daha da vahimi, katliamın ardından yürütülen hukuki süreçlerin bir tiyatroya dönüşmesi, firari sanıkların yıllarca bulunamaması (!) ve nihayetinde davanın zamanaşımı gerekçesiyle düşürülmesidir. “Hayırlı olsun” nidalarıyla karşılanan bu zamanaşımı kararları, bu katliamın arkasındaki zihniyetin ve siyasi iradenin nasıl korunduğunun, adaletin nasıl katledildiğinin en açık kanıtıdır. İnsanlığa karşı işlenen suçların zamanaşımı olamaz; ancak Türkiye’de yargı, katilleri değil, hafızayı cezalandırmayı seçmiştir.
O gün Madımak’ta bilimi, sanatı, hoşgörüyü ve felsefeyi temsil edenler yakıldı. Asım Bezirci’nin kalemi, Hasret Gültekin’in bağlaması, Metin Altıok’un, Behçet Aysan’un şiirleri, semaha duran gencecik çocukların düşleri o yangında hedef alındı. Karanlık, aydınlıktan; cehalet, sanattan ve özgür düşünceden intikam almak istedi.
Ancak yanılanlar, ateşi yakanlar oldu. Çünkü bedenleri küle çevirebilseler de, o insanların bu topraklara bıraktığı sese, söze ve fikre güçleri yetmedi. Nesimi Çimen’in nefesi, Muhlis Akarsu’nun türküleri bugün hâlâ adaleti, barışı ve insanlığı haykırmaya devam ediyor.
2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde barbarlığın, bağnazlığın ve organize bir kötülüğün kurbanı olan tüm canlarımızı saygıyla, özlemle anıyoruz. Onları unutmamak, unutturmamak ve katillerini aklayan zihniyetle hesaplaşmak bu topluma borcumuzdur.
Unutmadık, affetmedik. Karanlığa teslim olmayacağız.
TKP Savaş Yolu