RSDİP’NİN II. KONGRESİ’NİN 123. YILDÖNÜMÜNDE LENİNCİ YENİ TİP PARTİ ÖĞRETİSİ

Dünya komünist hareketi açısından 1903 yılı özel bir tarihsel anlam taşımaktadır. Söz konusu yılda, dünya komünist hareketinin gelişme sürecinde belirleyici bir dönüm noktasını oluşturan Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin (RSDİP) II. Kongresi toplanmıştır. Bu kongre ile birlikte yeni tip proletarya partisi tarih sahnesine çıkmıştır.

RSDİP’nin II. Kongresi, çalışmalarına illegal olarak 30 Temmuz 1903’te Belçika’nın başkenti Brüksel’de başlamıştır. Daha sonra kongre, çalışmalarını, Çarlık Rusyası’nın Brüksel’deki Rus Büyükelçiliği üzerinden Belçika hükümetine yaptığı diplomatik baskılar nedeniyle Londra’da sürdürmüş ve burada tamamlamıştır.

RSDİP’nin II. Kongresi, temelleri Marx ve Engels tarafından atılan ve V. İ. Lenin tarafından geliştirilen devrimci sınıf partisi öğretisinin ideolojik, politik ve örgütsel ilkelerini yaşama geçirmiştir. Parti, II. Kongre ile birlikte Çarlık Rusyası’ndaki diğer devrimci Marksist örgütlerle bu ilkeler temelinde birleşme sürecini tamamlamıştır.

RSDİP’nin II. Kongresi, daha sonra Sovyetler Birliği Komünist Partisi’ne (SBKP) dönüşecek olan partinin ve Lenin’in geliştirdiği yeni tip proletarya partisi öğretisinin ilkeleri temelinde yükselen tüm komünist partilerinin kuruluş kongresidir. Bu bakımdan yeni tip proletarya partisi öğretisi, 20. yüzyılda tüm komünist partilerinin kurulmasına ve gelişmesine temel olmuştur.

RSDİP’nin II. Kongresi, Marksizmin devrimci özünü her tür sapmaya karşı koruyan, onu yaratıcı biçimde geliştiren ve emperyalizm ile proletaryanın toplumsal devrimler çağına uygulayan Bolşevizmin 20. yüzyılın toplumsal yaşamına politik ve tarihsel bir güç olarak girmesiyle sonuçlanmıştır. Rusya işçi sınıfının ve onun politik öncü örgütü RSDİP (B)’nin önderliğinde gerçekleşen Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’nin dünyayı sarsan etkisiyle birlikte, komünist partileri birçok ülkede politik alanda başlıca örgütler durumuna gelmiştir.

Lenin tarafından geliştirilen ve RSDİP’nin II. Kongresi ile somutlanan yeni tip proletarya partisi öğretisi, daha sonraki yıllarda dünya komünist hareketinin gelişme sürecinde temel bir rol oynamıştır.

Yeni Tip Proletarya Partisinin Tarihsel Zorunluluğu ve II. Kongre

Yeni tip proletarya partisinin 20. yüzyılın başında ortaya çıkması kuşkusuz bir rastlantı değil, tarihsel zorunluluğun sonucudur. Kapitalizmin tarihsel gelişmesinin ulaştığı yeni aşama ve işçi sınıfı hareketinin karşı karşıya bulunduğu görevler, yeni tip proletarya partisinin ortaya çıkışının koşullarını hazırlamıştır.

20.yüzyılın başında emperyalist aşamaya ulaşan kapitalizmin ekonomik ve toplumsal çelişkileri bu aşamada daha da keskinleşmiş ve bu çelişkiler kendisini en açık biçimde Çarlık Rusyası’nda göstermiştir. Emperyalist zincirin zayıf halkalarından biri olan Rusya, giderek dünya devrimci hareketlerinin merkezlerinden biri durumuna gelmiştir. Aynı zamanda Rusya işçi sınıfı, uluslararası işçi sınıfının öncü gücü hâline gelmiştir.

    RSDİP’nin II. Kongresi’nin toplandığı dönemde, Çarlık Rusyası’ndaki işçi sınıfı hareketi yeni bir atılımın eşiğindeydi. Bununla birlikte, işçi sınıfının bağlaşığı emekçi köylülüğün de yığınsal hareketi gelişim içerisindeydi. Bu dönemde Marksizm, Çarlık Rusyası’nda geniş ölçüde yaygınlık kazanmış ve çok sayıda devrimci Marksist grup ortaya çıkmıştır.

    Bu koşullarda devrimci Marksistlerin önünde duran ve çözüme kavuşturulması gereken temel sorun, işçi sınıfının kendiliğinden gelişen ekonomik savaşımı ile bilimsel komünizmi birleştirecek, işçi sınıfının kendiliğinden savaşımını sınıf bilinçli politik savaşım düzeyine ulaştıracak bir devrimci proletarya partisinin yaratılması sorunuydu. Kuşkusuz böyle bir örgütün yaratılması tarihsel bir zorunluluktu.

    II. Enternasyonal partileri, işçi sınıfının burjuvaziye karşı savaşımında çok sayıda ekonomik ve politik hak kazanmasına öncülük etmiş, önemli bir savaşım deneyimi biriktirmişlerdi. Ne var ki Paris Komünü’nün yenilgisini izleyen dönemde, kapitalizmin görece barışçıl gelişmesinin de etkisiyle, bu partilerin önemli bir bölümü giderek oportünizme sürüklenmiş ve nihayetinde, Engels’in ölümünden sonra, proletaryanın tarihsel misyonunu devrimci bir doğrultuda gerçekleştirmesine önderlik edemez hâle gelmiştir.

    Nitekim Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sırasında II. Enternasyonal partilerinin büyük bir bölümünün işçi sınıfına, devrim ve komünizm davasına ihanet etmesi, bu durumun kaçınılmaz bir sonucu olmuştur.

    Kapitalizmin görece barışçıl gelişme döneminin sona ermekte olduğu koşullarda, işçi sınıfının yeni tipte bir politik örgüte duyduğu gereksinim yalnızca Rusya’ya özgü değildi. Böyle bir örgüt, bütün ülkelerin işçi sınıfları için tarihsel bir gereksinim hâline gelmişti.

    İşte bu tarihsel zorunluluğun örgütsel biçime kavuşmasında, yeni tip proletarya partisinin tarih sahnesine çıkmasında, Lenin’in muazzam teorik ve pratik çalışmaları belirleyici bir rol oynamıştır.

    Lenin’in Hazırladığı Temel

    Lenin, Marx ve Engels’in öğretisini yaratıcı biçimde geliştirerek emperyalizm ve proletaryanın toplumsal devrimler çağına uygulamıştır. Lenin, Marx ve Engels tarafından formüle edilen devrimci sınıf partisinin örgütsel ilkelerini geliştirmiş ve büyük bir ustalıkla yaşama geçirmiştir.

    1895 yılında Lenin tarafından kurulan “İşçi Sınıfının Kurtuluşu İçin Mücadele Birliği”, yeni tip proletarya partisinin ortaya çıkması yolunda ilk adımı oluşturmuştur.

    Lenin, daha sonra yayımladığı İskra adlı gazete aracılığıyla Çarlık Rusyası’nın çeşitli bölgelerindeki devrimci Marksist grupların birleşmesinin ideolojik ve örgütsel temellerini atmıştır. İskra, 1898 yılında kurulmuş olan RSDİP’nin gerçek anlamda bütünsel ve merkezileşmiş bir partiye dönüşmesinin koşullarını hazırlamıştır.

    Lenin’in bu çalışmaları, RSDİP’nin II. Kongresi’nde meyvelerini vermiştir.

    II. Kongre ve Devrimci Marksizmin Utkusu

    RSDİP’nin II. Kongresi, devrimci Marksizm ile oportünizm arasındaki savaşımın keskinleştiği bir alan olmuştur.

    Kongrede RSDİP’nin programı, Menşeviklerin, ekonomistlerin, Bundcuların ve çeşitli oportünist grupların görüşlerine karşı Lenin’in savunduğu biçimde kabul edilmiştir. Bu program, yakın amaç olarak proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünün, yani demokratik bir cumhuriyetin kurulmasını; uzak amaç olarak ise proletarya diktatörlüğünün kurulmasını hedefliyordu.

    RSDİP’nin programı bu yönüyle tarihsel bir önem taşıyordu. Program, proletarya diktatörlüğünü açık bir programatik hedef hâline getiren ilk işçi sınıfı partisi programlarından biriydi. Aynı zamanda bu program, Marksizmin en temel ilkelerinden biri olan proletarya enternasyonalizmini parti çalışmasının temeli olarak kabul ediyordu.

    Lenin’in hazırladığı ve bu programın üzerinde yükseldiği ideolojik, politik ve örgütsel temel, Bolşeviklerin Rusya işçi sınıfına Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’ne giden yolu göstermesini olanaklı kılmıştır.

    II. Kongre ve Tüzük Tartışmaları

    RSDİP’nin II. Kongresi’nde parti programının kabul edilmesinden sonra parti tüzüğü tartışmasına geçilmiştir. Kongrenin 22. oturumunda Lenin ve Martov, tüzükte yer alan “parti üyeliği” tanımı konusunda karşı karşıya gelmiştir.

    Parti tüzüğü tartışmaları, bir ikilemi gündeme getirmiştir: Parti, örgütsel planda gevşek ve disiplinsiz bir yapıya mı sahip olmalıydı, yoksa profesyonel devrimcilerden oluşan, savaşımın içinde serpilip gelişen, çelikten disiplinli bir yapıya mı sahip olmalıydı?

    Martov’un çevresinde toplanan bir grup İskra taraftarı, Lenin’in parti üyeliği ve örgütlenme anlayışına karşı çıkmıştır. Bu grup, Lenin’in tüzük önerisine karşılık gevşek, disiplinsiz ve eylemsiz bir parti yapısını savunmuştur. Lenin ise tam tersine, üyelerinin parti çalışmalarına fiilen katıldığı, merkezi bir örgüt yapısına sahip, disiplinli ve savaşım yeteneği yüksek bir proletarya partisini savunmuştur.

    Tüzük tartışmaları sırasında ortaya çıkan bu ayrılık, daha sonra Bolşevizm ile Menşevizm arasındaki ayrımın, devrimci Marksizm ile oportünizm arasındaki ayrımın örgütsel temelini oluşturmuştur.

    Rusçada “Bolşevik” sözcüğü çoğunluk, “Menşevik” sözcüğü ise azınlık anlamına gelmektedir. Kısa sürede parti tüzüğü tartışmalarındaki ayrılık, politik bir farklılık olmaktan çıkmış ve iki farklı parti anlayışının, iki farklı politik ve örgütsel yönelimin ifadesi hâline gelmiştir.

    Leninci Parti ve Tarihsel Miras

    RSDİP, Bolşeviklerin öncülüğünde güçlenmiş ve Çarlık Rusyası’nın üç devrimci yükselişinde büyük deneyimler kazanmıştır. Bunlar sırasıyla 1905 Devrimi, 1917 Şubat Devrimi ve Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’dir.

    Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’nin utkusundan sonra Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP), Sovyet halkının komünizmi kurma savaşımına öncülük etmiştir. İllegal çalışma, silahlı ayaklanma, iç savaş ve sosyalist kuruluş gibi son derece farklı ve ağır koşullarda zengin teorik ve pratik deneyim biriktiren SBKP, dünya komünist hareketine büyük bir tarihsel miras bırakmıştır. SBKP’nin bu tarihsel mirası, tüm uluslararası komünist harekete ışık tutmaktadır.

    Kuşkusuz SBKP’nin tüm tarihsel deneylerinin utkusunun temelinde, Lenin’in geliştirdiği yeni tip proletarya partisi öğretisine sarsılmaz inanç ve sıkı sıkıya bağlılık bulunmaktaydı.

    Yaşam göstermiştir ki Leninci parti öğretisi, işçi sınıfının tarihsel misyonunu gerçekleştirmesinin tek teorik dayanağıdır.

    Leninci Parti Öğretisinin Özü

    Lenin tarafından geliştirilen yeni tip proletarya partisi öğretisinin merkezinde, işçi sınıfı hareketinin bilimsel komünizmle birleştirilmesi görevi bulunmaktadır. İşçi sınıfına kendi bilimsel dünya görüşünü ancak kendi partisi ulaştırabilir; kendi bağımsız sınıf çıkarlarını ancak kendi partisi gösterebilir.

    Toplumsal gelişmenin ve tarihsel ilerlemenin yasallıklarını bilimsel temelleriyle birlikte ortaya koyan Marx ve Engels, son sınıflı toplum olan kapitalist toplumda iki temel sınıftan biri olarak varlığını sürdüren işçi sınıfının, tüm sınıflı toplumlara ve sınıfların varlığına son vereceğini teorik olarak göstermiştir. Böylelikle Marksizmin kurucuları tarafından, bu yasallıklar doğrultusunda, işçi sınıfının tarihsel misyonu saptanmıştır: Kapitalizmin devrimci yoldan aşılması ve yerine sınıfsız komünist toplumun kurulması; işçi sınıfının kendisi de dâhil olmak üzere tüm sınıfların varlıklarının son bulması; baskı ve sömürünün tüm biçimlerinin yok edilmesi.

    İşçi sınıfının bu tarihsel misyonunu gerçekleştirebilmesi yalnızca kendiliğinden gelişen ekonomik savaşım ile mümkün değildir. İşçi sınıfı elbette kapitalizme karşı savaşımda kendiliğinden sendikal bilinç düzeyine ulaşabilir. Çıkarlarını savunmak amacıyla bir araya gelerek kendi örgütlerini, örneğin sendikalar gibi, kurabilir; bu tür örgütler aracılığıyla kapitalist sınıfa karşı ekonomik savaşım verebilir ve belirli sonuçlar elde edebilir.

    Ne var ki işçi sınıfı, yalnızca kendiliğinden gelişen ekonomik savaşım ile kapitalist sömürüye son veremez. Politik iktidarı ele geçirip devrimci dönüşümleri gerçekleştiremez. İşçi sınıfının iktidara yönelmesi ve kendi bağımsız sınıf çıkarlarını kavrayabilmesi için kapitalizmi devrimci yoldan ortadan kaldırabileceği bilincine ulaşması gerekmektedir.

    Marx ve Engels’in öğretisini çağın koşullarına uygun olarak geliştiren Lenin, politik sınıf bilincinin işçi sınıfı hareketine ancak dışarıdan taşınabileceğini ve bunun proletarya partisinin görevi olduğunu ortaya koymuştur. Parti, işçi sınıfının en ileri, en bilinçli, en savaşkan ve en devrimci kesimidir. Onun ideolojik, politik ve örgütsel birliğinin en yüksek biçimidir.

    İşçi sınıfı tarihsel misyonunu ancak kendi partisinin yol göstericiliğinde gerçekleştirebilir. Bu nedenle yeni tip proletarya partisinin görevi, işçi sınıfının ekonomik savaşımını bilimsel komünizm ile birleştirmek, onu politik olarak örgütlemek ve yönetmektir.

    Yeni tip proletarya partisi, ancak çağımızın en devrimci sınıfının bilimsel dünya görüşü Marksizm-Leninizm ile donanmışsa ve bu öğretinin temel ilkelerini ülke ve dönem koşullarına yaratıcı biçimde uygulayabiliyorsa yönetici rolünü yerine getirebilir.

    Yeni tip proletarya partisinin, Leninci partinin özü budur.

    Leninci Partinin Örgütsel Temelleri

    Leninci parti, yeni tip proletarya partisi, işçi sınıfının bir parçasıdır. Bu bakımdan partinin çıkarları, bir bütün olarak işçi sınıfının çıkarlarından ayrı değildir. Sınıf bilinçli ileri işçiler tarafından oluşturulan parti, işçi sınıfının tarihsel misyonunu gerçekleştirmesinin aracıdır. İşçi sınıfının iktidar savaşımında en temel silahıdır.

    Yeni tip proletarya partisi, işçi sınıfının irade, eylem ve disiplin birliği ile bezenmiş örgütlü öncü müfrezesidir. İşçi sınıfının ideolojik ve politik birliği, örgütsel birliğinin ön koşuludur.

    Parti, işçi sınıfının ideolojik birliğidir; çünkü Marksizm-Leninizm silahı ile donanmış olan, tüm çalışmalarında ve eylemlerinde Marksist-Leninist teoriyi yaratıcı bir biçimde ve ustalıkla yaşama geçiren sınıf bilinçli ileri işçiler ve devrimci kadrolar tarafından oluşturulmaktadır.

    Parti, işçi sınıfının politik ve örgütsel birliğidir. Politik birliğidir; çünkü işçi sınıfını kapitalizme karşı savaşımda politik olarak birleştirir. İşçi sınıfının kapitalizme karşı vermiş olduğu ekonomik savaşımı politik savaşım ile birleştirerek devlet iktidarını ele geçirmeyi hedef hâline getirir. Örgütsel birliğidir; çünkü işçi sınıfının ideolojik ve politik birliğinin maddi temeli örgütsel birlik temelinde yatmaktadır.

    İşçi sınıfının bilimsel dünya görüşü, ancak örgütsel birlik sağlandığı zaman maddi bir güce dönüşebilir.

    İşçi sınıfının örgütsel birliği, yeni tip proletarya partisinin temel örgütsel ilkelerinden biri olan demokratik merkeziyetçilik ilkesi temelinde yükselmektedir. Demokratik merkeziyetçilik ilkesi, merkeziyetçilik ile parti içi demokrasinin birbirini tamamladığı bir örgütsel ilkedir.

    Demokratik merkeziyetçilik, partinin bir bütün olarak canlı bir organizma gibi hareket edebilmesini; parti yönetim organlarının aşağıdan yukarıya doğru seçilmesini ve yukarıdan aşağıya doğru tazelenmesini; alt örgütlerin üst örgütlere uymasını; yöneticilerin parti örgütleri karşısında hesap verme sorumluluğunu ve parti üyelerinin açık tartışma, eleştiri-özeleştiri, yönetime ve karar alma süreçlerine katılım hakkını güvence altına alır.

    Demokratik merkeziyetçilik ilkesi, parti yaşamının temel ilkelerinden biridir. Bu örgütsel ilke, işçi sınıfının savaşım düzeyini en üst düzeye çıkaran merkezi örgütsel birliğin ve disiplinin koşullarını yaratır. Parti tüzüğünün işlerliğinin olmazsa olmazıdır.

    Demokratik merkeziyetçilik ilkesi yaşama geçirilmezse parti örgütleri birbirinden kopuk örgütlenmelere bölünebilir ve ortak bir eylem programı geliştirme yeteneğini yitirebilir. Parti içi demokrasinin işlememesi durumunda ise merkeziyetçilik bürokratik bir biçime dönüşebilir.

    Demokratik merkeziyetçilik, yeni tip proletarya partisinin, Leninci partinin örgütsel temelidir.

    Parti ve Yığın Bağları

    RSDİP’nin II. Kongresi’nde işçi sınıfının bilinçli, öncü politik müfrezesi olarak kurulan yeni tip proletarya partisi, aynı zamanda öncü ile yığınlar arasındaki bağın canlı bir örneği olmuştur.

    RSDİP’nin II. Kongresi sonucunda kurulan yeni tip proletarya partisinin tarihsel deneyimi göstermiştir ki yığınlarla, milyonlarca emekçiyle parti arasında sıkı bağların kurulması ve partinin politikasının bu yığınlar tarafından desteklenmesi, parti için yaşamsal bir zorunluluktur.

    Yeni tip proletarya partisi, yığınlardan kopuk bir seçkinler örgütü değildir. Tersine, sınıf bilinçli ileri işçilerin, öncü müfrezenin, yığınların karşısında konumlanmayan; işçi sınıfının savaşıma hazır, en yetenekli temsilcilerinin toplamıdır.

    Yeni tip proletarya partisi, sürekli olarak yığınlara yönelmek, sağlam bağlar kurmak ve bu bağları güçlendirmek zorundadır. Parti, yığınların politik sınıf bilincini ancak böylelikle derinleştirebilir. Partinin politik çizgisinin doğruluğunun ölçütlerinden biri, yığınlarla kurduğu bu bağın canlılığıdır.

    Kuşkusuz işçi sınıfı, kendi savaşımında yalnız başına değildir. Kent küçük burjuvazisi ve köylülük, işçi sınıfının müttefikidir. Yeni tip proletarya partisi bu savaşta işçi sınıfının ve geniş emekçi yığınların aktif çoğunluğunu devrim savaşımına kazanmak zorundadır. Parti bunu yaparken, işçi sınıfının bağımsız sınıf çıkarlarını, politik rolünü ve öncü konumunu hiçbir zaman gözden kaçırmaz.

    İşçi Sınıfı ve Aydın Kesimi

    Lenin, aydın kesiminin başlı başına bağımsız bir toplumsal sınıf olmadığını ve bu nedenle bağımsız politik bir güç olamayacağını; kapitalizmde gerek sınıf bağları gerekse politik görüşleri bakımından özel bir konumda olduğunu göstermiştir. Aydın kesiminin tamamıyla işçi sınıfının karşısına konumlandırılması teorik ve politik açıdan yanlıştır.

    Aydın kesimi, Lenin’in ifadesiyle ayrışık bir kitledir. Aydın kesimi yeni mensuplarını hem sömüren hem de sömürülen sınıflardan alır. Devrimci aydın kesimi, işçi sınıfı hareketi içinde uzun süreli ve nitelikli çalışma yürütebilecek kadroların yetiştirilmesi bakımından önemli bir rol üstlenir.

    Lenin’in vurguladığı gibi, kendisini devrim ve komünizm davasına bütünüyle adamış, teorik ve pratik bakımdan yetişmiş kadroların çoğalması, partinin yığınlar içindeki gücünü büyük ölçüde artırır. Bu nedenle devrimci aydınlara büyük bir sorumluluk düşmektedir.

    Oportünizme Karşı Savaşım

    RSDİP’nin II. Kongresi’nden sonra gelen 1905 Devrimi dönemi, Çarlık Rusyası’nda işçi sınıfı hareketi içerisinde cereyan eden savaşımın yeni bir aşamaya ulaştığı dönemdir. 1894-1903 yılları arasında devrimci Marksizm ile ekonomizm arasında cereyan eden savaşım, 1905 burjuva demokratik devrimi yıllarında Bolşevizm ile Menşevizm arasındaki savaşıma dönüşmüştür.

    Oportünizm, özel olarak kişisel çıkarların hareketin çıkarlarının önüne konulması; genel olarak ise işçi sınıfının çıkarlarının burjuvazinin çıkarlarına tabi kılınması anlamına gelmektedir. Çarlık Rusyası’nda tarih sahnesine çıkan Menşevizm, oportünist bir eğilimdir.

    RSDİP içerisinde Bolşevizmin Menşevizme karşı yürütmüş olduğu savaşım, devrimci Marksizmin oportünizme karşı vermiş olduğu savaşım dönemini ifade eder. Lenin’in önderliğinde Bolşevikler tarafından yürütülen bu savaşımın tarihsel deneyimi, uluslararası komünist hareket için büyük bir önem taşımaktadır.

    Lenin, işçi sınıfını utkuya hazırlamanın gerekli koşullarından birinin oportünizme, burjuva etki ve akımlara karşı amansız savaşım olduğunu söylemiştir. Böyle bir savaşım olmaksızın, işçi sınıfı hareketi içerisinde oportünizm baştan yıkılmaksızın, işçi sınıfının politik iktidarı ele geçiremeyeceğini ve kendisini egemen sınıf olarak örgütleyemeyeceğini ortaya koymuştur.

    Fraksiyonculuğa Karşı Savaşım

    Sınıf düşmanının yengisi, özellikle küçük burjuva kökenli unsurlar üzerinde moral bozucu etkiler yaratmaktadır. Yenilgiler karşısında Leninci parti ilkelerinden kuşku duymaya başlayanlar, başarısızlıkların nedenlerini bu ilkelerin kendisinde aramaya yönelmektedir.

    Parti içinde farklı eğilimlerin fraksiyonlara dönüşmesi, işçi sınıfının irade, eylem ve disiplin birliğini parçalar. Bu nedenle Lenin, fraksiyonculuğa karşı savaşımın önemini vurgulamıştır.

    Bundculuğa Karşı Savaşım

    Leninci parti öğretisinin oluşumunda Bundculuğa karşı savaşım önemli bir yer tutmuştur. Lenin, işçi sınıfının ulusal kökenlere göre ayrı sınıf örgütlerine bölünmesinin, işçi sınıfının ortak sınıf çıkarlarının parçalanması anlamına geldiğini söylemiştir.

    Bu nedenle komünistler, ulusal kökene göre bölünmüş örgütlenmeler yerine işçi sınıfının ortak örgütlenmesini ve proletarya enternasyonalizmini savunmaktadır. Çünkü ulusal baskının ve eşitsizliğin ortadan kaldırılması savaşımı, işçi sınıfının ortak çıkarları temelinde yürütülen sınıf savaşımının önemli bir parçasıdır.

    Sonuç Olarak

    Bolşevizmin tarihsel deneyimi, proletarya partisinin gücünün yalnızca üye sayısıyla ölçülemeyeceğini göstermektedir. Belirleyici olan, partinin ideolojik birliği, örgütsel sağlamlığı, sınıfla bağları, politik çizgisinin doğruluğu ve savaşma yeteneğidir.

    Bugün Leninciler açısından da temel görev, yeni tip proletarya partisi öğretisini mekanik biçimde tekrarlamak değil; onun temel ilkelerini ülkenin somut koşullarına yaratıcı biçimde uygulamak, örgütsel yapıyı güçlendirmek, kadroların niteliğini ve yetkinliğini yükseltmek ve yığın bağlarını geliştirmektir.

    Leninci partinin gelecekteki başarısı, bu görevlerin ne ölçüde yerine getirileceğine bağlıdır.

    ALTAN BİLGİN