Nurhak Katliamı, Türkiye’de 12 Mart askeri müdahalesi sonrasında egemen güçlerin devrimci dalgayı ve tam bağımsızlık talebini kanla boğma girişiminin adıdır. 31 Mayıs 1971’de Nurhak Dağları’nda sıkılan kurşunlar, sadece THKO’nun öncü kadroları olan Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan’ı fiziksel olarak yok etmeyi amaçlamamıştır; o kurşunlar doğrudan sömürüsüz bir Türkiye idealini hedef almıştır. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını engellemek amacıyla yola çıkan bu gençlerin yürüyüşü, feodal düzenin işbirlikçi ihbarcı mekanizmaları ve devletin askeri gücüyle bir imha operasyonuna dönüştürülmüştür.
Bu katliam, sermaye düzeninin halk hareketinden duyduğu derin korkunun ve iktidarını korumak için ne kadar acımasızlaşabileceğinin açık bir kanıtıdır. Halkın kurtuluşu adına canını ortaya koyan devrimci kadroların, sistemin maşası haline gelmiş yerel unsurlar eliyle pusuya düşürülmesi egemenlerin tarih boyunca başvurduğu kirli yöntemlerin bir devamıdır. Hak arayan ve emperyalizme başkaldıran gençleri devlet şiddetiyle susturan 12 Mart rejimi, kendi hukuksuzluğunu ve sömürü düzenini silah zoruyla ayakta tutmaya çalışmıştır. Nurhak’ta yaşananlar askeri bir başarı değil, devlet aygıtının halkın uyanışına karşı gösterdiği tahammülsüzlüğün ve faşizan baskının simgesidir.
Nurhak’ta gerillanın imha edilmesi egemen sınıflar için geçici bir rahatlama sağlasa da, devrimci hareketi bitirememiş, aksine sistemin maskesini tamamen düşürmüştür. Devlet eliyle gerçekleştirilen bu kıyım, statükonun meşruiyetini yitirmesine yol açmış ve sonraki kuşaklara bitmeyen bir öfke ile köklü bir direniş mirası bırakmıştır. Nurhak, Türkiye sol tarihi açısından egemen düzene karşı tavizsiz bir başkaldırının ve sömürüye karşı net bir siyasi duruşun manifestosudur.
TKP Savaş Yolu