Ülkemiz emekçileri, kapitalist-emperyalizmin ezgi ve sömürüsünden kurtulmanın zorunlu koşulu olarak çeşitli toplumsal katmanların katılımının önemini mücadele tarihinde yaşayarak gördüler. Çeşitli muhalefet kesimlerinin özgün sorunlarından çıkışlı demokratik talepleri, sınıfsal hareketle ilişkilendiği oranda sisteme karşı tutarlı bir içerik kazanacaktı.
Demokratik talepler sınıf hareketiyle nasıl ilişkilenir? İçinde yaşadığı koşullardan hoşnut olmayan toplumsal kesimlerin, sorunlarının sosyoekonomik yapı kaynaklı olduğu düşüncesine varmaları nasıl sağlanacak?
“Nüfusun bütün sınıfları içine girmek zorundayız. Komünistler çalışmalarında tek tek sınıfların, sosyal ve politik durumlarının özelliklerini incelemeli… Asıl mesele halkın bütün katmanları içinde propaganda ve ajitasyondur…” (Lenin). İşçi sınıfı politik mücadelesinde her dönem acımasız baskı ve engellerle karşılaştı. Koşullara uygun mücadele arayışları, özgün sosyal katmanların sorunlarından çıkışlı kendiliğindenci demokratik yönelimi, temel bağlaşık olarak her dönemin gündemi oldu. Demokratik yığın örgütü biçiminde adlandırılan bu yapıların ilk filiz verdiği yıllardan itibaren, kapitalist sistem içinde sömürü ve baskıyı sınırlandırmaya yönelik ekonomik, sosyal, demokratik, kültürel işlevleri mücadele sürecinde gelişerek politik mücadelelerin yığın bağları noktasında beslendiği kendine özgü kanallara dönüştü.
Demokratik örgütlenmeler değişik başlıklar taşısa da bazı koşullarda kısmen burjuva yasallığını aşan pratikleri, demokratik örgütlenme işlevini ortadan kaldırmadı. Emperyalist merkezlerin, demokratik örgütlenmeleri küresel sermayenin bir uzantısı olarak kuşatma girişimleri, bilinç bulanıklığı yaratarak her dönem sürdü. Sermayenin çeşitli fonlarla beslediği yapıları demokratik kitle örgütü işleviyle görünür kılarak yığınları yanıltmayı denedi, deniyor…
Demokratik kitle örgütlerinin özgün alanında çok yönlü talepleri, seslendiği kesimin kendiliğindenci sürecinden daha boyutlu kanallara akacak dinamik, sınıf mücadelesiyle ilişkilendiği noktadan başlıyor. Ezilen, dışlanmış, ayrımcılığa uğrayan, inancını özgürce yaşayamayan vb. toplumsal kesitlerin sorunlarının arka planını kavratacak etkin arayışlar, bu kurumlarda yer alan ileri unsurlara önemli görevler yüklüyor. Toplumun en dinamik sosyal kesimlerinin sömürü ve baskıyı sınırlandırma çabalarının, kapitalizmi tümden ortadan kaldırmaya yönelik sınıfın bağlaşığı durumuna gelmesi; toplumun ileri unsurlarının birey olarak demokratik kurumlarda aktif olması ve doğru yerde duruşuyla ilgilidir. Sosyal mücadelenin kitleye uzanan ana damarları bu noktadan beslenecektir. Özünde kapitalizm ve egemen siyasal yapının ürettiği bütün toplumsal sorunların, düzenin kendi refleksleriyle çözüleceği, sınıf savaşımının dışında bir alan gibi algılatılması, üzerinde durulması gereken teorik bir konu da aynı zamanda.
Günümüzde eksikliklerine, yasal engellere ve sistemli bilinç bulanıklığına rağmen demokratik örgütlenmelerin süreklilik içinde kendini yeniden üreten örgütlenme çabaları, kurdukları dayanışma ağı ve bu süreçlerin ortaya çıkardığı bilinç düzeyi; ne yapacağını bilen kitleler olarak, toplumun en dinamik kesimleri olarak yaşamın içinde yer alıyor.
Kitleler demokrasi mücadelesi içinde tercihlerini özgür iradesiyle yapıyor, destek alanlarını buralardan daha berrak görüyor, destek vermeyi, kontrol etmeyi öğreniyor. Ulusal ve küresel düzeyde birlik olmanın anlamını kavrıyor. En önemlisi siyasal süreçler buradan besleniyor…
Demokratik kitle örgütlerinin sosyal mücadeleyi besleyen nesnel yapısına, emperyalizm ve işbirlikçi sermayenin bütün engellemeleri yanında, bu yapıları yanlış yerden değerlendiren sol-sosyalist akımların yaklaşımları da onulması güç darbeler indiriyor. Demokratik örgütlere üstlenemeyecekleri işlevler yüklemeye çalışan, politik rekabet ve çatışma alanları olarak gören, hatta politik işlevler yükleyen anlayışlar; bu yapıların düzen içi baskıyı sınırlamaya yönelik çabalarında kitle ile bağ kurmalarının önünde önemli engeller oluşturdu. Politik yapıların demokratik örgütlenmeler içindeki iktidar mücadelesi, hedeflerin yönetime oturmaya yönelik kurgulanması, farklı düşünen kesimlerin pratik süreçlere birlikte katılmasına engel oluşturdu, katılımcı anlayış dışlandı. Bu da demokratik örgütlenmelerin giderek kan kaybetmesini ve yığınlarla bağ kurma sorununu beraberinde getirdi. Oysa demokratik örgütlenmeler yapısı gereği örgütsel bağımsızlıkları ve farklı düşünüşlerin ortaklaştığı bir alan olarak doğrudan siyasal görevler üstlenemezdi. İşçi sınıfı politik mücadelede, demokratik kitle örgütlerine doğrudan müdahale yerine üyeleri ile nabzını tutarak hedeflerini bu kanaldan ulaştırmalıydı. Yığınları ortak bir noktadan sentezlemek, kanalize etmek yerine daha da daralan sonuçlar ortaya çıkması, günümüzün bir problemi olarak önümüzde duruyor…
Sendikalardan inanç örgütlerine, dışlanmış bütün kesimlerin demokrasi mücadelesine azimle katılımı, giderek sınıf mücadelesiyle bağlaşmaları, demokratik kitle örgütlerinin işlevselliğini doğru yerden değerlendirmeyi zorunlu kılıyor.
Demokratik kitle örgütlerinin bağımsızlık temelli örgütsel yapısı, farklı düşünüş biçimlerinin baskı ve sömürüyü ortadan kaldırmaya yönelik birlikçi tavrının nesnel zeminidir de. Bu özgün duruma uygun yığın bağlarını kurabilen politik irade, öncülük işlevini de kazanacaktır. Kitleler tumturaklı lafazanlıkla kanalize edilmiyor. Demokrasi mücadelesinin öznesi bütün alanlarda olmak, desteklemek, yön vermek, içerik katmak komünistlerin her dönemde görevi olmuştur.
“Çeşitli muhalefet kesimlerinin aktif faaliyetini sadece yönetmekle kalmamalıyız, eğer öncü müfreze olmak istiyorsak mutlaka yönetmeliyiz.” (Lenin). İşçi sınıfı devrimcileri mücadele tarihinin her döneminde hedeflerini bir an bile gizlemeksizin, tüm halkın önünde genel demokratik görevleri anlatmak, pratikte ortaya koymakla yükümlü olmuştur. “Komünistler her devrimci hareketi desteklediklerini” belirttiler.
Bu ilkeyi bir an bile unutmadan savaşım bugün de her alanda aralıksız sürüyor.