NATO’YA HAYIR!

Emperyalizmin saldırganlık örgütü NATO, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 4 Nisan 1949’da kuruldu. NATO; faşizmin ezildiği, emperyalizmin büyük darbe aldığı, kapitalizmin genel bunalımının giderek derinleştiği ve dünya sosyalist sisteminin yükselişe geçtiği bir dönemde varlık kazandı. Örgütün kuruluşunun başlıca amacı, sosyalizmi yeryüzünden silmekti.

NATO’nun temelleri henüz 1947 yılında, ABD Dışişleri Bakanı George C. Marshall’ın “ekonomik yardım” planı ile birlikte atılmıştı. Bu plan kapsamında yardım alacak ülkelerin başında, jeopolitik öneme sahip Türkiye ve Yunanistan geliyordu. Böylelikle emperyalizm, bu ülkelerin ekonomik bakımdan kendisine bağlanmasını sağlama aldıktan sonra askeri çıkarlarını gündeme getirdi. Dünya barışının garantörü olan Sovyetler Birliği’ni ve sosyalist sistemi hedef alan emperyalizm; “sosyalist ülkeler silahlanıyor”, “sosyalist ülkeler savaş hazırlığı yapıyor” yaygaraları kopararak anti-komünizmi yaygınlaştırdı. Sonucunda 1949’da emperyalizmin savaş örgütü NATO ortaya çıktı. NATO’nun kurucu ülkeleri kuşkusuz emperyalist-kapitalist sistemin merkezinde yer alıyordu. Bu ülkeler; ABD, İngiltere, İtalya, Fransa, Hollanda, Portekiz, Belçika, Kanada, Danimarka, İzlanda, Norveç ve Lüksemburg’du.

Kuruluşundan itibaren NATO’nun başlıca misyonu; emperyalizmin ekonomik, politik ve askeri çıkarlarını korumak, sosyalist ülkelere karşı savaş kışkırtıcılığı yapmak, soğuk savaşı sıcak savaşa dönüştürmeye çalışmak ve nihayetinde yükselen sınıf hareketlerini ezmekti.

Geçmişte olduğu gibi bugün de emperyalizm; tüm dünya emekçilerinin ve ilerici insanlığın “NATO’dan çıkılması” taleplerine karşı, NATO’yu savunacak ve onu güçlendirecek hükümetleri işbaşına getiriyor. Bu hükümetler; ekonomik, politik ve askeri bakımdan emperyalizmle bağlaşma yolunu izliyor.

Tekelci burjuvazinin iktidardaki politik temsilcisi olan gerici-faşist ittifakı AKP-MHP iktidarı da diğer tüm emperyalist-kapitalist ülkelerin hükümetleri gibi sırtını NATO’ya dayıyor. Bu elbette yeni değildir; alt-emperyalist bölgesel bir güç olarak varlığını sürdüren Türkiye, 1952’den beri NATO üyesidir.

Her yıl devlet bütçesinin “aslan payı” NATO’ya ve diğer askeri kurumlara ayrılıyor. Oysa NATO’ya ayrılan bu bütçelerle milyonlarca konut, binlerce hastane inşa edilebilirdi. Türkiye, NATO üyesi ülkeler içinde (milli gelire oranla) en fazla askeri harcama yapan ülkelerden biridir.

Tüm dünya emekçilerinin ve ilerici insanlığın, emperyalist savaşlara ve kapitalist sömürü düzenine karşı sürdürdüğü mücadele alabildiğine sertleşiyor. Bu mücadelenin öncüsü olan komünistler; “NATO’dan çıkılsın!”, “İkili anlaşmalar yırtılsın!”, “ABD ve NATO üsleri sökülsün!” sloganlarını yükseltiyor.

Bugün bütün ülkelerin işçi sınıflarının ve dünya halklarının başta gelen görevlerinden biri, NATO ve onun gibi saldırgan örgütlerin tasfiye edilmesini istemektir.

A. ULAŞ DEVRİM