NATO: Emperyalist Kapitalizmin Askeri Aygıtı


Uluslararası ilişkilerin sol perspektifinden bakıldığında NATO, asla bir “savunma ittifakı” değildir. O, küresel kapitalist sistemin hegemonik merkez ülkelerinin (başta ABD olmak üzere) çıkarlarını korumak ve genişletmek için kurulmuş yapısal bir emperyalist araçtır. Liberal uluslararası ilişkiler teorisinin “kolektif güvenlik” ve “demokratik barış” gibi kavramlarını bir maske olarak kullanan NATO, gerçekte Gramsci’nin “hegemonya” kavramıyla tarif ettiğimiz bir üst yapı kurumudur; hem maddi hem de ideolojik olarak kapitalist emperyalizmi yeniden üretir.Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO’nun varlığını sürdürmesi ve doğuya doğru genişlemesi, realistlerin iddia ettiği gibi “güvenlik ihtiyacı”ndan değil, kapitalist birikimin küresel ölçekte yeniden yapılandırılması ihtiyacından kaynaklanmıştır. David Harvey’nin “yeni emperyalizm” olarak tanımladığı süreçte NATO, askeri güç üzerinden Periferi (dış bölge veya taşra) ülkeleri disipline etmekte, kaynak akışını güvence altına almakta ve olası rakip blokların (RusyaÇin) yükselişini frenlemektedir.

Hukukun Silahlaştırılması:1999’da Operation Allied Force (78 günlük hava bombardımanı operasyonunun kod adı) ile Kosova’da BM Güvenlik Konseyi’ni tamamen bypass ederek Yugoslavya’yı bombalayan NATO, uluslararası hukukun temel ilkesi olan egemenlik ve kuvvet kullanma yasağını (BM Şartı Madde 2/4) açıkça çiğnemiştir. Bu müdahale, “insani müdahale” doktriniyle meşrulaştırılmaya çalışılmış, ancak sol eleştirel teoriye göre asıl amaç, Balkanlar’da Batı hegemonyasını pekiştirmekti.2011 Libya müdahalesinde ise Sorumluluk Doktrini  (2005 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen ve devletlerin kendi yurtdaşlarını korumama durumunda uluslararası topluma müdahele hakkı tanıyan tartışmalı bir kavramdır.) devreye sokuldu. BM kararını aşan NATO, “sivilleri koruma” kılıfıyla rejim değişikliğine gitti. Sonuç, devletin çöküşü, köle pazarları, cihatçı grupların güçlenmesi ve Afrika’da yeni bir istikrarsızlık dalgası oldu. R2P, uluslararası ilişkiler literatüründe “liberal emperyalizmin yeni meşruiyet aracı” olarak tanımlanır; çünkü güçlülerin “insan hakları” söylemini kullanarak egemenlik hakkını keyfi olarak askıya almasına imkân tanır.Afganistan’daki yirmi yıllık işgal ise bu tablonun en trajik özetidir. “Teröre karşı küresel savaş” retoriğiyle girişilen operasyon, on binlerce sivil ölümü, muazzam bir yıkım ve sonunda Taliban’ın geri dönüşüyle sonuçlandı. Bu, emperyalist müdahalelerin “devlet inşası” iddiasının ne kadar boş olduğunu bir kez daha gösterdi.

Yapısal Şiddet ve Maliyetler:NATO sadece doğrudan savaşlarla değil, yapısal şiddetle de hükmeder. Üyelerin savunma harcamalarını sürekli artırma baskısı, sosyal devlet harcamalarını kısarak neoliberal politikaları derinleştirmektedir. Polonya’nın GSYİH’sinin %4’ünden fazlasını silahlanmaya ayırması, eğitimden sağlığa kaynak aktarımının çarpıcı bir örneğidir. Depleted uranium (zayıflatılmış uranyum) gibi zehirli silahların kullanıldığı bölgelerde uzun vadeli ekolojik ve insani felaketler yaratılmıştır.Ayrıca NATO’nun doğuya genişlemesi, Rusya’da güvenlik kaygılarını tetikleyerek yeni bir güvenlik ikilemi yaratmış, uluslararası sistemi daha da militarize etmiştir. Bu, barış değil, sürekli gerilim ve savaş üretmeye programlanmış bir yapıdır.
Sonuç olarak,  NATO’nun varlığı, küresel kapitalizmin adaletsiz ve hiyerarşik yapısının en somut yansımasıdır. Gerçek bir barış ve adalet düzeni için bu ittifakın lağvedilmesi, askeri harcamaların sosyal ve ekolojik ihtiyaçlara yönlendirilmesi ve egemenlik ilkesine dayalı, çok kutuplu bir uluslararası sistemin inşası zorunludur.NATO’ya karşı durmak, yalnızca bir askeri ittifaka karşı durmak değil; kapitalist emperyalizmin kendisine karşı durmaktır.


Anti-emperyalist mücadele devam ediyor.
Hakan ŞEHREMAN