Bugün kendisini genel kapsamıyla “solda” konumlandıran, özel kapsamıyla “sosyalist” veya “komünist” olarak nitelendiren çeşitli politik oluşumların kitle hareketlerinin sorunlarını şu ya da bu biçimde ortaya koymaya çalıştığını görmekteyiz. Bu politik oluşumlar, kitle hareketlerinin sorunlarını ortaya koymaya çalışırken kimi zaman sınıfsal düzlemden uzak değerlendirmeler yapmakta veya kitle hareketlerinin sorunlarını kendi çarpık prizmalarından geçirerek yani kendi çarpık sınıfsal perspektifinden geçirerek yansıtmakta. Şunu belirtmek gerekir ki kitle hareketlerinin sorunları bugün komünistlerin önünde duran ve çözümlenmesi gereken önemli sorunlardan yalnızca birisidir. Ve bugün önümüzde bütün çıplaklığıyla durmakta olan şu gerçek vardır: Kapitalist üretim biçimi tarafından koşullandırılan güdük, dar ve ikircimli burjuva demokrasisinin son kırıntısına kadar budamış olduğu ekonomik ve sosyal haklarımızı savunmanın, emperyalist-kapitalizmin savaş kışkırtıcılığına karşı durmanın yolu kitlesel çıkışlardır. Bugün tekelci burjuvazinin işçi sınıfına ve geniş emekçi yığınlara yönelik yoğun saldırıları altında ve sınıf hareketinin geri olduğu koşullarda kitle hareketlerinin de geri olduğu gerçeği yadsınmadan, kitle hareketlerinin sorunlarının Leninci çözümlemesinin yapılması gerekmektedir.
Türkiye; emperyalizm ve tekelci burjuvazinin devrimci durumdan karşı-devrimle çıkabilmek, derin ekonomik bunalımı tersinden “çözümlemek”, tekelci kapitalizm ile devlet aygıtının kaynaşarak oluşturmuş olduğu tekelci devlet kapitalizminin işleyişinde önemli bir aşamaya ulaşmak amacıyla faşist generaller eliyle gerçekleştirmiş olduğu 12 Eylül faşist darbesinin akabinde kitle hareketleri açısından dalgalı, zikzak çizen yeni bir döneme girmiştir.
Bu dönem, İstanbul’da Kavel fabrikasında çalışan işçilerin 62 gün boyunca sürdürdüğü ve sınıf mücadelesi tarihinde önemli bir yer kaplayan grevin gerçekleştiği yıl olan 1963’ten 1960’lı yılların sonlarına doğru yükselen (özellikle dönemin küçük burjuva radikalizmi eğilimine sahip demokratik devrimci çizgi tarafından veya bu çizgiyi “kararlılıkla” izleyen politik akımlar tarafından reddedilen) militan işçi sınıfı hareketinin ve devrimci örgütlenmelerin gelişiminin engellenmesi, devrimci durumun bastırılması amacıyla gerçekleştirilen (12 Eylül’ün provası olarak nitelendirebileceğimiz) 12 Mart 1971 faşist darbesine kadar olan süreci ifade eden 1963-1971 döneminden ve 12 Mart faşist terör dönemi sonrasında gelen, kitle hareketlerinin açık bir canlılık ve etkinlik gösterdiği, TKP’nin yeniden ayağa kalktığı ve büyük bir yığınsallaşma dönemine girdiği 73’Atılımından 80’ faşizmine kadar olan süreci ifade eden 1973-1980 döneminden kuşkusuz ki farklıdır.
Bu dönemde kitle hareketleri birçok olumsuz etmenden etkilenmiştir. Yazımızın içeriği bu dönemi açıklamak olmadığı için yalnızca başlıca olana değinmek gerekecektir. Özellikle 2023 ve 2024 seçimleri akabinde kitle hareketlerinin başlıca etkilendiği olumsuz etmen “çare seçim” söylemdir. Burjuva liberal partilerin ve reformist partilerin “çare seçim” söylemiyle kitlelerin öfkesini düzenin sınırları içerisinde tutarak onların düzene perçinlenmesine ve pasifize edilmesine neden olmasıdır.
Bu durumda kitle hareketlerinin bazı sorunlarına ışık tutmak, kitle hareketlerinin sorunlarının Leninci çözümlemesini yapmak gerekmektedir.
KİTLE İÇİNDE PARTİ ÇALIŞMASI
“Kitleler içindeki çalışmamızı ve etkimizi daima genişletmek ve şiddetlendirmek görevimizdir. Bunu yapmayan bir Sosyal-Demokrat (Komünist), Sosyal-Demokrat değildir. Bu sonuca ulaşmak için düzenli ve devamlı bir şekilde çalışmayan hiçbir grup, çevre veya kol bir Sosyal-Demokrat örgüt olarak nitelenemez.” (Lenin, Kitle İçinde Parti Çalışması, Ekim Yayınları, 1989, s. 35)
Tarihsel gelişimin ve toplumsal ilerlemenin itici gücü olan devrimler, kitlelerin eseridir. Bu nedenle toplumda devrimci dönüşümlerin gerçekleşebilmesi için kitlelerin kazanılması zorunludur. Marksizm-Leninizm genel olarak tarihsel süreç içerisinde, özel olarak da kapitalizmin devrimci yoldan ortadan kaldırılması ve sınıfsız, sömürüsüz bir toplumun yaratılması sürecinde kitlelerin belirleyici rolünün teorik temelini vermektedir. Lenin’in de belirtmiş olduğu gibi “Değişikliği zorunlu kılan tek etkin güç, İkinci Enternasyonal’de olduğu gibi kağıt üzerinde kalmayıp, devrimin kuyruğunda topallayarak değil, başında yürüyen partiler tarafından yürütülen kapsamlı kitlesel devrimci propaganda, ajitasyon ve örgütlenmede ifadesini bulduğu sürece, kitlelerin devrimci enerjisidir.” (Lenin, Collected Works, v.23 p.213) Dolayısıyla kitlelerin kazanılması, kitleler içindeki parti çalışmasının etkinliğine ve başarısına bağlıdır. Ancak “kitle” kavramına ilişkin önemli bir noktayı vurgulamak gerekmekte. “Kitle” kavramı, savaşımın değişik dönemlerinde salt çoğunluğu ifade eden bir kavram olarak değil; savaşımın değişik dönemlerinde sürekli olarak değişen bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Menşevik parti anlayışına sahip olan oportünistlerin ve reformistlerin ileri sürdüğü gibi, kitle kavramını savaşımın değişik dönemlerini hesaba katmaksızın salt “çoğunluğu” ifade eden bir kavram olarak ele almaya çalışırsak yanılgıya düşeriz. Lenin, kitle kavramının savaşımın özü ile birlikte değişime uğrayacağını Komintern’in (Komünist Enternasyonal) Üçüncü Kongresi’nde yapmış olduğu konuşmada açık bir biçimde ortaya koymuştur. Lenin’den aktaracak olursak:
“…Bu, mücadelenin niteliğindeki değişikliklere göre değişen bir kavramdır. Mücadelenin başlangıcında, sadece gerçekten devrimci birkaç bin işçi kitlelerden sözetmeyi mümkün kıldı. Eğer Parti sadece kendi üyelerini değil, dışındakileri de mücadeleye çekmeyi, ayrıca partisizleri de ayaklandırmayı başarırsa, kitleleri kazanma yolunda demektir. Devrimlerimiz sırasında birkaç bin işçinin kitleleri temsil ettiği anlar oldu. Hareketimizin ve Menşeviklere karşı mücadelemizin tarihinde, bir kasabadaki birkaç bin işçinin harekete açık bir şekilde kitle niteliği vermeye yettiğini gösteren birçok örnekler bulursunuz. Genellikle dar kafalı bir hayat yaşayan ve sefil bir varlık sürdüren ve siyaset hakkında asla bir şey işitmemiş olan partisiz birkaç bin işçi, devrimci bir şekilde hareket etmeye başladı mı kitle haline gelirler. Hareket yayılır ve şiddetlenirse, yavaş yavaş gerçek bir devrime dönüşür. Biz bunları 1905 ile 1907’deki üç devrim sırasında gördük. Siz de bütün bunlardan geçmek zorunda kalacaksınız. Devrim yeterince hazırlanmış olduğu zaman, “kitleler” kavramı değişir. Artık kitleleri birkaç bin işçi oluşturmaz. Bu kelime başka bir şey göstermeye başlar. “Kitleler” kavramı öyle bir değişiklik geçirir ki, çoğunluk anlamı ifade eder ama sadece işçilerin çoğunluğu değil, aynı zamanda bütün sömürülenlerin çoğunluğu. Bir devrimci için, başka türlü bir yorum olamaz ve kelime herhangi bir başka anlamda kullanıldığında anlaşılmaz hale gelir. Küçük bir partinin bile, örneğin İngiliz ve Amerikan partilerinin, siyasi gelişmenin sürecini iyice inceledikten ve partisiz kitlelerin hayatını ve geleneklerini iyice tanıdıktan sonra, uygun bir anda devrimci bir hareket yaratabilmeleri mümkündür. (Radek yoldaş madencilerin grevini iyi bir örnek olarak göstermiştir.) Böyle bir anda, böyle bir parti, sloganlarıyla çıkar ve milyonlarca işçiyi peşinden sürüklemeyi başarırsa kitle hareketi elde edilir. Devrimin çok küçük bir parti ile başlatılabileceğini ve muzaffer bir sonuca ulaştırabileceğini bütünüyle reddetmem. Ama, kitleleri kazanma yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Bunun için, devrime tam bir hazırlık esastır. Fakat burada “büyük” kitleler talebimizden derhal vazgeçmemiz gerektiği iddiasıyla çıkan yoldaşlar var. Bu yoldaşlara karşı çıkılmalıdır. Tam hazırlık olmadan hiçbir ülkede zafer kazanılamaz. Çok küçük bir parti kitlelere liderlik etmek için yeterlidir. Belli zamanlarda büyük örgütlere gerek yoktur. Fakat kazanmak için kitlelerin sempatisine sahip olmak zorundayız. Mutlak bir çoğunluk her zaman esas değildi; fakat kazanmak ve iktidarı muhafaza edebilmek için sadece işçi sınıfının çoğunluğu değil – işçi sınıfı deyimini batı Avrupa anlamında, yani sanayi proletaryası anlamında kullanıyorum – aynı zamanda emekçi ve sömürülen kırsal nüfusun çoğunluğu da esastır.” (Lenin, Kitle İçinde Parti Çalışması, Ekim Yayınları, 1989, s.35)
Lenin’in “Komünist Enternasyonalin Üçüncü Kongresinde Komünist Enternasyonal Taktiklerini Savunma Konuşması”ndan aktardığımız bu pasaj, kitle kavramının savaşımın özü ile birlikte değişime uğrayacağını, yani savaşımın değişik dönemlerinde sürekli olarak değişime uğrayacağını açık bir biçimde ortaya koymaktadır.
Elbette kitle kavramının değişime uğraması olgusunun yanlış değerlendirilmesi, kitle kavramının savaşımın özüne uygun olarak tanımlanmaması sağ oportünist veya “sol” sekter bir konumlanışa neden olabilir ki günümüzde kitle kavramının, savaşımın özü hesaba katılmaksızın değerlendirilmesi çeşitli hareketlerin ciddi hata ve eksiklerini gözler önüne sermektedir. Kitle kavramının değişime uğraması olgusunu sağ oportünist bir anlayışla ele almak, kitleleri kazanmayı her zaman, mutlak koşulda çoğunluğu kazanmak, yani savaşımın değişik dönemleri hesaba katılmaksızın salt çoğunluğu ifade eden bir kavram olarak görmek anlamına gelir. Bu, dolaysız bir biçimde kitle kuyrukçuluğunda ve popülizmde karşılık bulur. Kitle kavramının değişime uğrama olgusunu “sol” sekter bir anlayışla ele almak ise hareketin kitlelerden yalıtılmasında, dolayısıyla hareketin serüvenciliğe sürüklenmesinin kaçınılmazlığında, sonuç olarak hareketin yenilgiye uğramasında karşılık bulur.
Buradan şu sonuç çıkar. Kitlelerin devrimci savaşıma kazanılmasının şartı, savaşımın değişik dönemlerine uygun düşen bir kitle tanımlamasının yapılması ve savaşımın özüne uygun olarak yani içinde bulunduğumuz koşullara uygun olarak kitle içinde yürüttüğümüz parti çalışmasının etkinliğine ve başarısına bağlıdır. Bu, somut durumun somut tahlilini koşul kılar. Somut durumun somut tahlili, savaşımın değişik dönemlerinde sürekli olarak değişime uğrayan kitle kavramı, yani savaşımın somut bir evresinde kazanılması gereken kitlenin tanımı, savaşımın özgüllüğünün koşullandırdığı kitle içindeki parti çalışmasının biçim ve yöntemlerini son kertede tayin edecektir.
KİTLE HAREKETLERİNİN BİÇİM SORUNUNA VE DEVRİMCİ KİTLE HAREKETLERİ SORUNUNA LENİNCİ YAKLAŞIM
Bu sorunu çözümlerken öncelikle devrimci kitle hareketleri sorununun ele alınması daha faydalı olacaktır.
Devrimci kitle hareketleri, devrimci sınıf savaşımının en temel savaşım biçimidir. Çünkü devrimci kitle hareketleri, kitlelerin kazanılması için (ki burada tekrardan belirtmek gerekirse kitlelerin kazanılmasından kasıt sağ oportünist bir görüş olan salt “mutlak” çoğunluğu ifade bir “kitle” kavramı değil, savaşımın özgüllüğü içerisinde ve savaşımın değişik dönemlerinde savaşımın özüne uygun bir biçimde sürekli olarak değişen kitle kavramıdır), kitlelere öncülük edebilmek ve kitlelere yön verebilmek için, kitlelere öncülük edebilmenin koşulu olarak karşımıza çıkan devrimci faaliyetin yansıması olan politik ve pratik deneyimi kazanabilmek için zorunludur, başattır. Devrimci kitle hareketlerinin gerçekleşebilmesi kuşkusuz ki savaşımın özgüllüğünü tayin eden nesnel ve öznel koşullardan bağımsız değildir. Devrimci kitle hareketlerinin temel nesnel koşulu, kitlelerin nesnel hoşnutsuzluğunun, dolayısıyla baskı altındaki sınıfların nesnel hoşnutsuzluğunun belirmesi -ki bu kapsamda alt sınıfların eski biçimde yaşamak istememesi nedenselliğini koşut kılar- tarihsel gelişimin ve ilerlemenin nesnel yasallığıdır (Buradaki yasallık “legal” anlamına gelmemektedir. ‘Yasallıktan’ kasıt, tarihsel gelişimin toplumsal ilerlemenin yasalarıdır.). Kitle hareketlerinin ortaya çıkış koşulları elbette nesnel koşullar çerçevesinde sınırlandırılamaz. Kitle hareketlerinin ortaya çıkış koşullarının temellerinden birisi de öznel koşullardır. Dolayısıyla kitle hareketlerini etkiyen iki etmen nesnel ve öznel koşulların tümüdür. Şunu belirtmek gerekir ki devrimci kitle hareketleri sorununa yaklaşımda ve kitle hareketlerinin sınıflandırılmasında öznel koşulların nesnel temelini, sınıfsal niteliğini ve ideolojik içeriğini/altyapısını dikkate almak, incelemek gerekmektedir.
Kitle hareketlerini kabaca “kendiliğinden” ve “örgütlü” olarak sınıflandırabiliriz.
Kendiliğinden kitle hareketleri, nesnel koşulların olgunlaşmasıyla birlikte gelişir. Kendiliğinden kitle hareketleri, kendiliğinden doğup gelişirler; kitlelerin örgütlenmesi ve yönlendirilmesi olmadan gerçekleşirler.
Örgütlü kitle hareketleri ise nesnel koşulların olgunlaşması ile birlikte gelişen, ancak öznel öğenin müdahalesi ile örgütlenen ve yönlendirilen ya da önceden planlanan, yani işçi sınıfının politik öncü örgütünün kitleleri peşinden sürükleyerek gerçekleştirdiği, kitleleri kendi belgileri ile harekete geçirdiği hareketlerdir.
Kendiliğinden kitle hareketleri ile örgütlü kitle hareketleri arasındaki temel farkı öznel etmenin, kitle hareketlerinin üzerindeki rolü oluşturmaktadır. Kitle hareketlerinin sınıflandırılmasında, kitle hareketlerinin sorunlarına yaklaşımda incelenmesi gereken, dikkate alınması gereken temel yaklaşım bu iki tanımda belirtildiği biçimdedir.
Yukarıda açımladığımız devrimci kitle hareketleri sorununun ışığında şimdi kitle hareketlerinin biçim sorununu ele alabiliriz.
Kitle hareketlerinin biçimleri çok yönlüdür. Örgütlenme biçimi ve eylem biçimi kitle hareketinin biçim sorunlarının temelini oluşturmaktadır.
Kitle hareketlerinin biçim sorununu örgüt ve örgütlenme biçimi açısından ele alacak olursak, kitle hareketlerinin bu sorununu belirleyen şey onun sınıfsal niteliğidir. Kitle hareketlerinin örgüt ve örgütlenme biçimi sorunu, onu karakterize eden sınıf düzleminden kopartılamaz.
Kitle hareketlerinin planlanması, örgütlenmesi ve pratik düzlemde hayata geçirilmesi bakımından tek etkin örgüt biçimi işçi sınıfının ideolojik, politik ve örgütsel birliğini oluşturan, onun öncü politik müfrezesini oluşturan komünist partisidir. Bu bakımdan şunu söyleyebiliriz ki örgütlü kitle hareketlerinin veya kitle hareketlerinin örgütlü biçimi ele alındığında komünist partisinin belirleyici rolünün tartışılmaz derecede önemli olduğu görülecektir. Çünkü işçi sınıfının ve bağlaşığı geniş emekçi yığınların savaşımını örgütleyecek olan, onlara yön verecek olan, onları kendi belgileri ile harekete geçirecek olan işçi sınıfının ideolojik, politik ve örgütsel birliğini ifade eden komünist partisidir.
Ayrıca önemli bir noktayı da belirtmek gerekmektedir. Kitle hareketlerinin örgüt biçimlerini, yani işçi sınıfının politik öncü örgütü dışındaki örgüt biçimlerini, işçi sınıfının bir sınıf olarak çıkarları doğrultusunda kullanılması da elzemdir. Komünistler sendikalar, dernekler, birlikler ve diğer başka örgüt biçimlerinde işçi sınıfının sınıfsal çıkarları doğrultusunda pratik faaliyet sürdürmelidirler.
Ancak nasıl ki kitle kavramının savaşımın değişik dönemlerinde sürekli olarak değişen bir kavram olarak tanımlanmaması, dolayısıyla savaşımın özgüllüğü içerisinde, savaşımın özüne uygun olarak tanımlanmaması yanılgıyı ifade etmekteyse, aynı biçimde kitle hareketlerinin örgütlenme biçiminin doğru bir biçimde tanımlanmaması da o ölçüde yanılgıyı ifade etmektedir. Kitle hareketlerinin tek ve etkin bir örgüt biçimi olarak komünist partisinin rolünü kavrayamamak, yadsımak ya da kitle kuyrukçuluğunun sonucu olarak komünist partisinin rolünü ikincil plana itmek, işçi sınıfının politik öncü örgütü dışındaki örgüt biçimlerini onun yerine koymak sağ oportünist bir konumlanışa neden olabilir. Komünist partisinin rolünü yadsıyan sağ oportünistlerin, sağ oportünizmle ele ele yürüyen legalizmin ve reformizmin temsilcilerinin kitle hareketlerinin örgüt biçimleri sorununa ilişkin varmış oldukları sonuç kuşkusuz ki budur.
***
Kitle hareketlerinde örgüt biçimi, savaşımın özgüllüğü içerisinde tayin edilecek olan eylem biçimleri sorunuyla kopmaz bağlara sahiptir. Savaşımın değişik dönemlerinde, savaşımın özgüllüğü içerisinde, savaşımın özüne uygun düşen bir “kitle” tanımının yapılması ve örgütsel çalışmanın bütünüyle karakterize etmiş olduğu eylem biçiminin buna uygun olarak belirlenmesi kitlelerin devrimci savaşıma kazanılmasının koşuludur.
Dolayısıyla kitlelerin devrimci savaşıma kazanılmasının şartı, içinde bulunduğumuz koşullara uygun olarak kitle içinde yürüttüğümüz parti çalışmasının etkinliğine ve başarısına bağlıdır.
A.ULAŞ DEVRİM