20 Temmuz 1974, Türkiye burjuvazisinin, faşist Grivas çetelerinin gerçekleştirdiği hükûmet devirmesi ve Kıbrıs Türk toplumuna karşı giriştikleri silahlı saldırılar bahane edilerek başlattığı Kıbrıs’ı ilhak operasyonunun tarihidir. Ancak sadece onun değil, sosyal demokrasi iddiasındaki Ecevit yönetimindeki CHP iktidarının Türkiye tekelci burjuvazisinin ne denli hizmetinde olduğunun ispatının ve Türkiye işçi sınıfının savaşkan öncü kolunun, partimizin, TKP’nin burjuvazi eliyle yükseltilen sosyal şovenizme karşı proletarya enternasyonalizmine sadakatinin da sınav tarihidir.
Kıbrıs’ı Doğu Akdeniz’de sabit ve büyük bir uçak gemisi olarak gören ve bu özelliği nedeni ile onu Sovyetler Birliği’ne karşı bir silaha dönüştürmek isteyen ABD emperyalizminin göz yumması ve teşviki ile önce Yunanistan’da gerçekleşen Albaylar Cuntası tarafından yükseltilen Türkiye düşmanı şovenizm, faşist gerici EOKA lideri Yunanistan İç Savaşı’nın komünist kasabı General Grivas eliyle Kıbrıs adasına taşındı. 1974 yılında adada seçilmiş meşru Kıbrıs yönetimi olarak Başpiskopos Makarios devlet başkanı, Türk azınlığı adına da Dr. Fazıl Küçük devlet başkan yardımcısı olarak bulunuyordu. Makarios yönetimi adayı NATO’nun dışında tutmuş, Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlüğünde sadece Millî Muhafız Ordusu adı altında sınırlı bir güvenlik gücü bulundurmuş ve Kıbrıs’ı o günkü dünya koşullarında iki karşıt sistemin savaşımının yarattığı merkezkaç alanda yaşam hakkı bulan Bağlantısızlar Bloku olarak adlandırılan devletler topluluğunun bir üyesi olarak var etmiştir. Adanın Yunanistan’a ilhakı anlamına gelen Enosis politikasının gerçekleşmesi amacıyla adada başlatılan Türk azınlığı karşıtı faşist EOKA silahlı terörü adayı âdeta bir iç savaş ortamına sürükledi. Ancak bu gelişmelerin de adanın emperyalizme bağlı bir uçak gemisi olmasına yetmediğini gören ABD emperyalizmi, adanın seçilmiş yöneticisi Başpiskopos Makarios’a karşı EOKA eliyle bir hükûmet devirmesi gerçekleştirilmesine imkân yarattı. İktidara gelen faşist Nikos Sampson cuntası adanın Yunanistan’a ilhakını ilan etti.
Gerçekleşen bu gelişmeler üzerine Londra Antlaşması’yla adanın mevcut statüsünün garantörlerinden biri olan Türkiye hükûmeti, adaya müdahale hakkının doğduğu iddiasıyla, adaya askerî müdahalede bulunarak işgal eylemini başlattı. İşgal ve ilhak eğilimini Osmanlı’dan devralmış bulunan Türkiye devleti, gelişen tekelci burjuvazinin pazar ve yatırım ihtiyacını karşılamaya çare olarak gördüğü askerî müdahale ile adanın Türk azınlığının yoğun yaşadığı bölgelerini işgal ederek sömürgeleştirmek yolunu seçti. İktidardaki CHP-MSP koalisyon yönetimi işgal eylemiyle kabarttıkları Türk şovenizmini, adaya barış ve özgürlük götürme demagojisiyle dengeleme yoluna gitti. İşgalin ve ilhakın üzeri demokrasi ve Türk azınlığın hakları propagandası ile örtülmek istendi.
Üzerinden geçen 40 yıla rağmen çözülemeyen ve uluslararası bir nitelik kazanarak her türlü emperyalist müdahalenin bir oyuncağı hâline gelen Kıbrıs işgali ülkemiz komünist işçi hareketi açısından da proletarya enternasyonalizminin sınav verdiği bir turnusol işlevi gördü.
Partimiz, TKP daha Türkiye’nin adaya müdahalesi öncesinde, 15 Temmuz’da adadaki faşist darbe gerçekleşir gerçekleşmez, 17 Temmuz’da bir merkez komitesi açıklaması yayınlayarak işçi sınıfımız ve halkımıza, bunun yanı sıra adadaki Türk azınlığa seslenerek “Bugünkü koşullarda Kıbrıs Türklerine de tarihsel bir sorumluluk düşüyor. Kıbrıs’ın bağımsızlığını, tarafsızlığını savunan, emperyalizme karşı cephe alan, demokratik hakları genişletmek isteyen AKEL partisini, Makarios hükûmetini ve bütün Rum yurtseverlerini desteklemek, onlarla birlikte ortak düşmana, emperyalizme, NATO’ya ve Yunan faşist cuntasına karşı savaşmak, Kıbrıs Türklerinin de Türkiye’nin de menfaatlerine uygun bir tutumdur. Kıbrıs Türkleri için de tek çıkar yol adanın bağımsız olması, bütün dış müdahalelerden, emperyalizmin, NATO’nun baskısından ve üslerinden arınmasıdır. Bütün Türk yurtseverlerinin ve örgütlerinin ödevi, faşist saldırılara karşı savaşta omuz omuza vermektir.” diyerek enternasyonalist tutumunu açıkça ifade etti. Ve bu açıklamasını Temmuz 1974’te yayınlanan merkez komitesi yayın organı ATILIM’da yayınladı.
20 Temmuz’da başlayan Türkiye’nin askerî işgali üzerine partimiz TKP, ATILIM’ın Ağustos 1974 sayısındaki başyazıda işgalin nedenlerini açıklayıp eleştirerek “Türk savaş birlikleri, bütün yabancı kuvvetler Kıbrıs’tan çekilmelidir” diyerek ve işgale karşı açık tavır alarak Kıbrıs Türk ve Rum halklarının gerçek dostu olduğunu bir kere daha ispat etti. 25 Temmuz tarihli çağrısıyla da işgali kınayarak adadaki tüm askerî kuvvetlerin adadan çekilmelerini ve adanın meşru hükûmeti olan Makarios yönetiminin tekrar işbaşına dönmesi talebini tekrarladı. Partimizin aldığı bu ilkesel tavır karşısında kardeş YKP politbürosu 18 Ağustos tarihli açıklaması ile teşekkür ederek “Değerli Yoldaşlar. Proletarya enternasyonalizmine ve halklar arası dayanışmaya olan bağlılığınız karşısında duyduğumuz iç yükümünü derin bir içtenlikle bir kez daha bildiririz.” diyerek belirtti.
Egemen burjuvazinin işgali sonlandırmak yerine ikinci aşamaya sıçratarak genişletmesi girişimi üzerine ise doğrudan Türkiye Silahlı Kuvvetlerine seslenerek 14 Ağustos tarihli orduya çağrısıyla “Mehmetçik evine dön” diyerek, işgalci orduya katılmama çağrısı yaptı. Bu çağrıyla partimiz kuruluşundan getirdiği proletarya enternasyonalizmi ülküsüne olan sadakatini Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne yapılan emperyalist askerî saldırı günlerinden sonra bir kere daha gösterdi. O günlerde de partimizin orduya yaptığı çağrılardaki temel talebi, temel belgisi aynı idi. Bu Leninci savaş belgisinin cesurca dillendirilmesi işçi sınıfımız ve emekçi yığınlar içerisinde Leninci komünist partisini arayan ileri unsurlar tarafından mevcut legal sosyalist akım ve örgütlerle Leninci öncü örgütlenmenin farkının da bir kere daha görülmesini sağladı.
1974 Temmuz günlerinden sonra Kıbrıs sorununun çözümü partimizin her zaman gündeminde oldu. TKP adadaki İngiliz üsleri dâhil tüm askerî üslerin kapatıldığı, askerden arınmış, tüm işgalcilerin ülkelerine döndüğü, bağımsız, bağlantısız, iki halkın kardeşçe yaşadığı, toprak bütünlüğü sağlanmış, demokratik Kıbrıs tezini her platformda dile getirdi.
Partimizin Kıbrıs sorununa ilişkin bu ilkeli ve kararlı tutumu ülkemize okumaya gelen Kıbrıslı Türk yükseköğrenim gençliği arasında partimize olan dayanışma ve yoldaşça ilgiyi daha da yükseltti. Kıbrıs’ta kardeş AKEL içerisinde çalışan genç Türk yoldaşlar ülkemizdeki öğrenim süreleri içinde, partimizle ve “Yolumuz işçi sınıfının yoludur” diyen tek gençlik örgütü İGD ile sıkı bir dayanışma içerisinde oldular. Kıbrıslı yükseköğrenim gençliğinin yığınsal örgütü KÖGEF ile İGD arasındaki dayanışma ve savaş arkadaşlığı ülkemizin askerî faşist karanlığa gömüldüğü seksenli yıllar içerisinde dahi devam etti. Partimiz kardeş AKEL merkez komitesi üyeleri Derviş Ali Kavasoğlu ve Kostas Mişauli’nin TMT’ci Türk faşistleri tarafından canavarca şehit edilmeleriyle harcını kardıkları Kıbrıs Rum ve Türk halklarının kardeşliği ülküsüne her zaman sadık kaldı. Bugün de TKP’liler Türkiye’nin işgal ve ilhak operasyonunun 40. yılında kardeş AKEL’le olan dayanışmalarını yükseltiyor. Bir kere daha “Mehmetçik evine dön” belgisini haykırıyor. Bir kere daha iki halkın birlikte yaşadığı, bağımsız, bağlantısız, tüm askerî üslerden ve işgalci ordulardan arınmış, toprak bütünlüğü sağlanmış, demokratik Kıbrıs savaşımında Kıbrıslı Rum ve Türk komünistlerle aynı safta omuz omuza savaşım veriyor. Bugün de TKP’lilerin yolu proletarya enternasyonalizmine sadakatin yolundan geçiyor.