Türkiye devrimci hareketinin en özgün, en sarsıcı figürlerinden biri olan İbrahim Kaypakkaya’yı, aramızdan koparılışının yıldönümünde saygı ve anlamaya çalışma iradesiyle anıyoruz. O, sadece bir dönemin eylemcisi değil; hantal ezberleri, yerleşik dogmaları ve dönemin sol anlayışlarını kökten sarsan keskin bir teorisyen ve ödün vermez bir pratikçiydi.
Kaypakkaya’yı bugün hâlâ akıllarda ve kavganın içinde tutan şey, onun resmi ideolojiye, statükoya ve tabulara karşı geliştirdiği tavizsiz ideolojik duruşudur. Henüz yirmili yaşlarının başında, Türkiye toplumsal yapısını, Kemalizm’i ve ulusal sorunu dönemin ezber kalıplarının tamamen dışına çıkarak, bilimin ve diyalektiğin ışığında yeniden tanımlamıştır. Kimsenin dokunmaya cesaret edemediği konulara neşter vurmuş, “teoriyle pratiğin uyumu” ilkesini hayatının merkezine koymuştur.
Onun mirası, sadece yazdığı metinlerde değil, aynı zamanda Diyarbakır zindanlarında sergilediği destansı direnişte saklıdır. “Ser verip sır vermeyen” bir duruşun simgesi haline gelen Kaypakkaya, fiziki olarak yok edilmek istense de, savunduğu düşüncelerin ve iradenin teslim alınamayacağını kanıtlamıştır. Aylarca süren ağır işkencelere karşı gösterdiği o çelikten irade, egemenlerin hafızasında derin bir korku, ezilenlerin bilincinde ise sönmeyen bir meşale bırakmıştır.
Bugün İbrahim Kaypakkaya’yı anmak; onu sadece geçmişe ait bir ikon olarak selamlamak değil, onun dogmatizmden uzak, sorgulayıcı, çelişkilerin üzerine cesaretle giden metodolojisini kavramaktır.
Genç yaşta sonsuzluğa uğurlanan bu berrak bilincin, adaletsizliğe karşı başkaldıranların yolunu aydınlatmaya devam edeceğine olan inancımızla;
Anısı ve mücadelesi önünde saygıyla eğiliyoruz.
“Düşünceleri, uğruna ömrünü adadığı ezilen halkların mücadelesinde yaşamaya devam ediyor.”
TKP Savaş Yolu